Tutku | Fərqli ama sıradan #3

Tutku(gerçek hikaye)

Sabah. Saat 07:20. Kafamı yastığa cesedi toprağa gömer gibi gömmüşüm. Uyandığıma inanmamak istercesine uyumaya çalışırken bir ses duydum. Gözlerimdeki son uykuyu kaçıran. Sanki uzaktan geliyordu ama bir o kadar da yakındı. Ben onu aldırmadıkça çoğalan,varlığını ıspatlamaya çalışan inatkar və sinir bozucu bir ses. Bir korna. Acil durum arabası olduğunu düşündüm. Muhtemelen yine birileri serçe parmağını kanepenin köşesine çarpmıştı. Ama öyle değilmiş. Artan sesler duymaya başladım. Başka bir sesti bu. Bir feryat. Birilerini kurtarmaya çalışan bir feryat.
Ve anladım. İtfaiye..Su..çığlıklar. Belli ki birilerinin evinin duvarları ateşle dans etmeye başlamış ve insanlar bu gösteriyi sevmemiş olacak ki onu durdurmaya çalışıyordu. Gözlerimi sıkıca kapadım ve Tanrıdan benzin yağdırmasını,bu küçük ateşi tüm dünyaya yaymasını diledim. Ama bu da olmadı. Dualarının geri çevrilmesine alışmış insanların yaptığı gibi sorunun bende olduğunu düşündüm. Kalktım. Evde kimse yoktu. Belli ki ebeveyinlerim yıllardır anlaşamadıkları komşularına yardım etmeye gitmişlerdi. Aceleyle çıkmış olacaklar ki televizyon açık kalmış. Bir sahne gördüm o ekranda. Yanan bir ev. Ve etrafında koşuşturan insanlar. Cehennemi hatırlatan ateşlerin içindeki cennetlerini kurtarmak için çırpınan insanlar gördüm. Kahramanca alevlere atılanlar,çocukları kurtaranlar. "Gerçek hayatta da böyle yaparlar mıydı? Gerçekten de bu kadar aşıkmıyız yaşmaya?!"diye düşünmeden edemiyor insan. Bağırıyorlardı. Oysaki bir birlerini duymamalarının tek nedeni buydu. Kurtara bildikleri eşyaların yanı  başında durmuş kadınlar ağlıyordu. Komşu kadınlar da onları teselli ediyor ve sakinleştirmeye çalışıyordu. Evet garip ve dram türünden bi filmdi. Derken bu dram filminin içinde babamın itfaiyeye yardım etdiğini,anneminse kadınları sakinleştiediğini gördüm. Annem ve babam oyuncu olmadığına göre dakikalardır televizyon diye  izlediğim"ekran"-ın aslında bir pencere olduğunu anladım. Evet, bu bir film değildi. Gerçekti. İnsanlar yaşmaya bu kadar aşıktı işte. Aradığım tutku da buydu. Acaba ben de mi yanmalıydım böyle tutkuyla yaşaya bilmek için diye düşünüyordum gömleğimi giyerken.
Ve çıktım. Dışarı...Bu insanlara yardım edip onlarla aynı tutkuyu paylaşmak ve kendimi onlardan biri gibi hiss etmek için. Hayata bu dram filmine karışmak için çıktım. Annem bu filme dayanamamış ağlıyordu. Evet. Dünyanın hassas yürekler için bir cehennem olduğunu anladım.
Daldım içeriye..benim için anlamı olmayan bir sandalyeyi alevlerden kurtarmak için daldım. Dumanın arkasında ne olduğunu merak edercesine. Bir sandalye kapıp dışarı koştum. Azıcık uzaklaştıktan sonra bir ses geldi. Çöküşün sesi. Yıllardır insanların yaşantılarını içine sığdırmış duvarlar çöküyordu. Ve ben onların yıkılışını Tanrının benim duvarlarımın yıkılmasını izlediği gibi izledim. Sakince. Elimde bi sandalye koşmaya devam ettim.
Ama olmuyordu. Koşamıyordum. Bu olanlar,bütün bunlar,duvarlar,mobilyalar,yanan çatı, kadınlar,çocuklar bana kendimi hatırlatarken buna devam edemezdim. Tam da ikna olmuştum bu insanlar gibi hayat dolu ola bileceğime,kendimi bir sandalye için feda ede bileceğime inanmıştım. Ancak sonra hepsi uçup gitti. Onlar sadece bir şeyler kurtarmaya çalışıyordu. Benimse tek yaptığım bütün bunlara kendim arasında aptal bi bağlantı kurmaktı. Sandalyeyi bıraktım. Hiç bir zaman bu insanlardan biri olmamanın getirdiği üzüntüyle sandalyenin üzerine çöktüm.
Düşünüyordum. Onlar yanımdan koşup giderken. Sadece düşünüyordum. Ben de bu ev gibi değil miydim?! İçimde bir şeyler yanıyordu ve ben de geriye kalmış son duygularımı kurtarmak için her seferine alevlerin içine dalıyordum. Dumanın arkasında saklı son duyguları,insani değerleri kurtara bilmek için. Ben de çırpınmıyor muydum?! Ben de bağırmıyor muydum olay yerine geç kalmış itfaiyeye?! İçimdeki yangınların dışarısında ağlayan kadınlar ve koşuşturan adamlar yok muydu?! Tek fark yanan evin,geç kalmış itfaiyenin, ağlayan kadınların ve çocukların,koşuşturan adamların,yıkılan duvarların hatta dumandan boğulup yere düşen kuşların bile ben olmamdı. Hepsi bendim!Ben! Hepsi benim bi parçamdı. Bizim Tanrının parçası olduğumuz gibi. Yanan da yakan da ağlayan da koşan da bendim. Hepsi benim hayalimin ürünüydü. Tüm olayı ve yangını kapsayan.
Acaba kulaklarımdan duman çıkıyor muydu içimdekiler yanarken diye düşündüm. Acaba yıkılan duvarların sesini duyuyor muydu insanlar?Acaba duygulardan kaçını kurtarmıştım? Duvarların altında kalan olmuş muydu?Ve tüm bunları düşünürken babamın sesi beni olay yerine geri götürdü. Çabuk kalktım ve koşmaya başladım. Ne de olsa kurtarmalı olduğum sandalyelerim vardı...

Tahir Aminov
©SHA™

Yorum Gönderme

0 Yorumlar